Her yıl tüm dünyada işçi bayramı olarak kutlanan gündür 1 Mayıs. Peki hiç merak ettiniz mi, neden 1 Mayıs ?
İşin ucu çok eskilere ilk sendikalara kadar dayanıyor. Aslında dünyada ilk sendikal hareket Selçuklu döneminde Ahi Evran'ın ( tam adıyla Şeyh Nasirüddin Ahi Evran bin Abbas) girişimiyle oluşmuş, bugün AHİLİK OCAĞI adıyla bildiğimiz, iş grupları arasında yardımlaşma dernekleri kurulmuştur.
Ahilik ocağı ise Anadolu coğrafyasında Fütüvvet akımından gelmekteydi. Fütüvvet sadece dini kısmı (tekkelerde yaşayan dervişler...vb) ilgilendirirken, ahilik tüm meslek dallarına kapılarını açarak dünya üzerinde bilinen en eski sendikal hareket olmuştur.
Selçuklu'dan Osmanlı'ya miras kalan bu düzen zaman içerisinde tüm dünyaya yayılmış, Avrupa'nın farklı ülkelerinde sanayi devrimi ve feodalitenin yıkılmasıyla küçük küçük teşkilatlanmalar başlamış, 1800lerde ise ilk ciddi ulusal sendikalar ortaya çıkmaya başlamıştIr. Avrupa'da yayılan bu akım haliyle ana karadan Amerika'ya ve Avustralya'ya da sıçramış, ABD Avustralya'da da büyük sendikalar kurulmaya başlamıştı. Hatta ilk büyük sendikal yürüyüş 1856'da Melbourne'de taş ve inşaat işçileri tarafından yapılmıştır.
ABD'de buharlı makinelerin çıkmasıyla iş yükü artan, haftada 6 gün 12 saat çalışan işçiler, şartların hafifletilmesi için Chicago Eyaleti Kentucky şehrinde bulunan Louisville kasabasında 1 mayıs 1886'da miting düzenlediler. O tarihe kadar zencilerin girmesinin yasak olduğu kent meydanındaki parka yarım bilyon kadar beyaz ve siyahi işçi birlikte girerek ABD ırkçılığına karşı hareketi de başlatmış oldular ve önyargıları yıkmaya başladılar. Mitingler 4 mayıs tarihine kadar sürdü. Aradan geçen 3 günde bazı fabrikalardan atılan işçiler için fabrika önlerinde mitingler yapıldı.
3 mayıs günü bir fabrika önünde düzenlenen miting sırasında grev yapan işçilere destek verilirken miting yapan grup fabrikaya saldırdı ve grev kırıcı işçileri dışarı attı. Bu hengame sırasında polisin ateş açmasıyla 4 işçi öldü, onlarcası ise yaralandı. Bu olay kıyametin başlangıcı oldu. 4mayıs tarihinde şehir meydanında toplanan işçiler slogan atarken nereden geldiği belli olmayan bir bomba tam da polislerin olduğu yerde patladı. Olayda 7 polis öldü, 69 polis yaralandı. Olayın zanlısı olarak 8 işçi yargılanmak üzere seçildi ve içlerinde en genç olan Louis Lingg isimli işçi suçlu bulunarak idama mahkum edildi. Fakaat bu genç işçi idam edilmeden 1 gün önce tutuklu bulunduğu hapishanede intihar ederek hayata gözlerini yumdu.
Bu olayların tartışmaları yıllarca sürdü. 14-21 temmuz 1889'da toplanan İkinci Enternasyonel'de Fransız bir işçi temsilcisi, bu olayların başladığı 1 Mayıs tarihinin "Birlik, mücadele ve dayanışma günü" olarak kutlanması önerisini sundu ve bu öneri kabul edildi. Takip eden ilk 1 Mayıs günü olan 1 Mayıs 1890'dan itibaren ikinci enternasyonel'e katılan ülkelerde kutlanmaya başlandı ve yıllar içerisinde tüm dünyaya yayıldı.Özellikle sosyalist ve komünist ülkelerde büyük kabul gördü ve milli bayram gibi kutlanmaya başlandı.
Osmanlı'da ilk kez 1911'de Selanik'te tütün, pamuk ve liman işçileri tarafından kutlandı. 1912'de ilk kez dönemin başkenti İstanbul'da da kutlandıysa da akabinde başlayan 1. Dünya Savaşı sebebiyle Osmanlı'da bir daha kutlanamadı. 1921'de Türkiye Sosyalist Fırkası'nın çağrısı ile İstanbul'da kutlandı ve işçilere tatil ilan edildi. 1922'de Kurtuluş Savaşı'ndaki yardımlarına karşılık Sovyetler Birliği temsilcileri ile Ankara'da "İŞÇİ BAYRAMI" adıyla kutlandı. 1923'de Devlet tarafından'da resmi olarak kutlanan 1Mayıs'ın , 1925 yılından itibaren "Takrir-i sükun" yasaları çerçevesinde toplu olarak kutlanması yasaklanmış, fakat resmi tatil olmaktan çıkarılmamıştır. 1935 yılına kadar süren bu yasak sonradan kaldırılmış ve yeniden tüm yurtta kutlanmaya başlamıştır. 1980 darbesiyle yasaklanan ve resmi tatil olmaktan çıkarılan 1 Mayıs, 2009 yılında hükümet tarafından yeniden resmi tatil olarak ilan edilmiş fakat gösterilerin kontrollü yapılmasına karar verilmiştir. Günümüzde halen 1 Mayıs kutlamalarının simgesi olan İstanbul'daki Taksim meydanında kutlamaların yapılması yasaktır. Kutlamalara katılmak isteyen sendikalar, devlet birimlerinden izin alarak , güvenlik için önceden belirlenmiş yerlerde kutlama yapmaktadır.
Tüm işçilerimizin huzurlu ve olaysız bir bayram kutlaması dileğiyle...
30 Nisan 2020 Perşembe
24 Mart 2020 Salı
KAZIKLI VOYVODA EFSANESİ
III. Vlad Tepeş, nam-ı diğer
Kazıklı Voyvoda. Ölümünün ardından 544 yıl geçmesine rağmen insanlar O’nu
tartışmaya hala devam ediyor. Efsanelere, filmlere, kitaplara hikâye olan bu
adam kim? Neden bu adam bu kadar tartışılıyor? Kim bu adam?
III.
Vlad 1431 yılında dünyaya gelen Vlad, babası Osmanlı’ya yenilince II. Murad’a
rehin verildi. Rehin olmasına rağmen gayet rahat bir gençlik yaşadı. Nif ve
Tokat bölgelerinde şehzadelerle birlikte yaşadı. 1448’de II. Kosova Savaşı
sonrasında Osmanlı’nın desteğiyle Macaristan’ın elinde olan Eflâk’ın başına
geçme girişiminde bulundu fakat başarısız olarak yakalandı ve Boğdan’a sürgün
edildi. Erdel beyi Hünyadi Yanoş Belgrad’ı Osmanlıya karşı savunmaya giderken
Erdel’i savunması için Vlad’a bir ordu verdi. Fırsatı değerlendiren Vlad
ordusuyla kendisini sürgüne mahkum eden II. Vladislav’ın üzerine yürüdü ve
öldürerek yerine geçti. Böylece III. Vlad adıyla Eflak voyvodası olmuştu. 1462
de Osmanlı’ya yenilince yeniden sürgün hayatı yaşadı. Kuzeninin yardımıyla 1476
yılında Eflâk’a dönüp yeniden voyvoda ilan edildi fakat aynı yıl Osmanlı’ya
yenildi ve yakalandı. Başı bal dolu bir torba içinde öldüğünün ispatı olarak
İstanbul’a Fatih Sultan Mehmed’e getirildi.
Tarih
kayıtları, bilimsel veriler bunu söylüyor. Peki, bu adam hiçbir başarısı
olmayan, amiyane tabirle “ezik” bir karakter olmasına rağmen nasıl oldu da bir
efsane oldu?
Gayri resmi ve
resmi kayıtlara göre orta çağ’ın en büyük canisi olan III. Vlad Osmanlı
kayıtlarında belirtilen zulümleri ve halk arasında anlatılan vahşilikleriyle
büyük bir nam salmıştı. Nedeni tam bilinmemesine rağmen büyük bir Türk
düşmanıydı. Ele geçirdiği Türk akıncılarını, akınlar düzenlediği Türk
köylerinin halklarını, ülkesinden geçen Türk yolcu ve tüccarlarını işkence ile
öldürmek en sevdiği eğlencesiydi. Bu işkencelerden en meşhuru olan “kazığa
oturtmak” ölümünden sonra adının “Kazıklı Voyvoda” olarak anılmasının sebebi
olmuştur. Yakaladığı Türklerin ayaklarının altının derisini yüzdürüp yaralara
tuz bastırırdı. Sonra da acıyı daha da büyütmek için tuzlanmış ayakları
keçilere yalatırdı. Kendisine başı açık olarak kendilerini tanıtma şartını
kabul etmeyen Osmanlı elçilerinin sarıklarını üçer çiviyle başlarına
sabitletmiştir. Kayıtlara geçen en büyük katliamı ise 20 bin Bulgar ve Türk’ü
kadın, erkek, çoluk çocuk demeden kazığa geçirterek ve çarmıha gererek
öldürmesidir. Osmanlı ordusu olay yerine geldiğinde gördüğü manzara karşısında
dehşete kapılmıştır. Böyle bir vahşet ne daha öncesinde ne de daha sonrasında
tarihin hiçbir köşesinde görülmemiştir. Öyle ki yakın tarihin en büyük
katliamını yapan Adolf Hitler bile bu kadar barbarlaşamamıştı. O’nun bu
vahşiliği insanlık için büyük bir tehtiddi. Çokluğunda “kan kardeşi” olacak
kadar yakın arkadaşı olan Fatih Sultan Mehmed, ortadan kaldırılması için tüm
orduyu seferber etmiş, hatta öldüğünden emin olmak için başının kesilerek
getirilmesini emretmiştir. Tüm bunları bilen birinin III. Vlad’ın bu şöhretine
şaşırmaması çok normal.
Türklerin
“Kazıklı Voyvoda” olarak andığı bu tarihin en büyük vahşisi kendi halkını dahi
korkutmuştu. Halkı ona Romence “ejderin oğlu” anlamına gelen “Drakula” lakabını
takmışlardı. III. Vlad aynı zamanda çok yakışıklı bir adamdı. Öldüğünde 45
yaşında olmasına rağmen çok daha genç görünüyordu. Bu yakışıklılık ve genç
görünüm halk arasında efsanelere yol açmıştı. Efsaneye göre öldürdüğü
kurbanlarının kanını içiyor, şeytanla yaptığı anlaşma gereği bu kan onun canına
can katıyor, genç ve yakışıklı kalmasını sağlıyordu.
Bunca resmi
kayıt ve efsanenin kulaktan kulağa yayılmasıyla namı sınırları aştı. İrlandalı
yazar Bram Stoker, III. Vlad’ın hikâyesinden esinlenerek 1894’te“Kont Drakula”
karakterini yarattı. Böylece efsanelere bir yenisi daha eklendi; III. Vlad
ölmedi, aslında halen aramızda. III. Vlad’ın bir türlü bulunamayan mezarı bu
efsaneyi daha inanılır kıldı. Başının İstanbul’a getirildiği bilinmesine rağmen
İstanbul’da bir türlü bulunamayan baş mezarı, Osmanlı askerlerinin öldürdüğü
bilinmesine rağmen Eflak bölgesinde de bir mezar bulunamayışı ise kafaları tamamen
karıştırıyor. Son araştırmalara göre mezarın İtalya’nın Napoli kentinde olduğu
iddiaları ise işi tamamen içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Aslına
bakarsanız III. Vlad’ın bir mezarının olduğu dahi meçhul. Öyle ya, kendi halkı
tarafından “Şeytan” olarak adlandırılan birinin mezarının ülkesinde olmasını
kim ister ki? Bugün “Adolf” isminin çocuklara verilmesini dahi yasaklayan
Almanya bunun en güzel örneği değil mi? Ya da belki de efsaneler doğrudur.
Belki de gerçekten aramızdadır. Bilim her zaman “aksi ispatlanmayan her tez
doğrudur” demez mi?
Etiketler:
bram stoker,
dracula,
drakula,
fatih sultan mehmet,
kazıklı voyvoda,
vlad tepeş
21 Mart 2020 Cumartesi
İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK SALGINLARI
Enfeksiyon. Dilimize Fransızca "infection" kelimesinden
geçme bir kelime. Bir mikrobun vücuda girerek hasta etmesi anlamında. Son
aylarda gezenegenimize musallat olan CoVıD-19 virüsünün de tam olarak yaptığı
bu. Solunum yolu üzerinden akciğerlere inerek hasta ediyor, hatta yaşlı ve
bağışıklığı düşük bünyelerde ölüme kadar götürüyor. Aşırı hızlı yayılması ve
durdurulamamasıyla tüm insanlığı korkuya salmış durumda. Peki bu ilk mi? Tabii
ki hayır. zaten her 3-5 yılda bir küresel vebalar çıkar. Kuş gribi, domuz
gribi, sars, mers, ebola...vs yakın tarihte gördüklerimizdi. Fakat tedavisi
çabuk bulundu. İnsanlık son yüz yılda CoViD-19 karşısında kaldığı kadar hiç bir
virüse karşı çaresiz kalmamıştı. Bu yazımızda, insanlığı çaresiz bırakan,
milyonların ölümüne sebebiyet veren bu salgınları hatırlayacağız.
Tarih boyunca görülen bu
salgınlarda bugün kullandığımız bir çok terim doğdu. Örneğin bugün
kullandığımız "karantina" kelimesi ,günümüz İtalyası olarak bilinen
eski Venedik ve Ceneviz topraklarında ortaya çıktı. Denizciliği ve tüccarlığı
ile ünlü bu milletin yurt dışına gidip dönen gemicileri, olası salgın riskine
mahal vermemek için limana çekilen gemilerinde 40 gün gözlem altında tutmasına,
İtalyanca kırk kelimesi olan "quaranta" kelimesinden türemiştir.
Avrupadaki büyük salgınlar karşısında Osmanlı, gelen elçileri hudutlarda
kurulan karantina evlerinde İtalyan usulü 40 gün bekletmiş. Böylece karantina
kelimesi dilimize girmiş. Fransızların bulduğu infection (enfeksiyon) ve désinfecter
(dezenfekte) kelimeleri tüm dünyada aynı anlama gelmektedir. Bu da, zamanında
Dünya'nın en büyük güçlerinden olan Fransa'nın , kendi döneminde tıp alanında
ne kadar ilerlediğini göstermektedir.
1) Antoninus (Galen) salgını
MS 165-180
yılları arasında Roma İmparatorluğu'nda yaşanmış olan ve doğu seferlerinden
dönen askerler tarafından getirilmiş salgın bir hastalık olan Antoninus vebası
günde 2 bin kişinin ölümüne neden olmuş bilinen ilk büyük veba salgınlarından
biri.
Araştırmacılar
yaşanan hastalığın çiçek ya da kızamık olduğundan şüphelenmiş olsa da gerçek
sebebi hala belirsizliğini koruyor. Salgın, Roma İmparatorları Lucius Verus ve
Marcus Aurelius Antoninus'un da hayatını kaybetmesine sebep olurken
imparatorluk toplam nüfusunun yüzde 30'unu yitirmişti.
2) Jüstinyen Vebası
541 yılında
Konstantinopol'de İmparator Jüstinyen tahtta otururken Avrupa'da başlayan bir
salgın önce Mısır'a oradan Filistin'e, Suriyeye ve oradan da Anadolu'ya ulaştı.
Jüstinyen Konstantinapol'a tüm giriş çıkışları kapattıysa da salgın hastalık
askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla
girdi.
Farelerin
tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük 'Xenopsylla' isimli uçucu
bir böcek, midesinde 'Pasteurella pestie' denen ölümcül veba bakterisi
taşıyordu. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına
yerleşip hızla üredi.
İnsan
vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırarak veba mikrobunu aktaran böcekler
hastalığı bulaştırdıkları kişilerin birkaç gün içerisinde ölmesine neden oldu.
Bir hafta
içinde veba şehirde hızla yayıldı ve ölümler başladı. Sarayın çevresi askeri
birliklerce karantinaya alındı. Başlangıçta günde birkaç yüz olan ölü sayısı,
kısa süre sonra binlere ulaştı. Mezar yerleri dolunca, ölüler denize atılmaya
başlandı.
Hastalık
normal seyrini sürdürdü ve zamanla kendiliğinden yok oldu ancak o zamana kadar
dönemin en kalabalık şehirlerinden olan Konstantinopol nüfusunun yüzde 40'ını
kaybetti. Salgın iş gücü ve asker sayısını kaybeden Bizans'ın zayıflamasına ve
saldırılara açık hale gelmesine neden oldu ki bu durum Avrupa tarihini kökten
değiştiren gelişmelerin yaşanmasına vesile oldu.
3) Kara Veba
1346 - 1353
yılları arasında meydana gelen Kara Veba salgınının 75 ila 200 milyon arasında
insanı öldürdüğü düşünülüyor. Tam sayıları bilmek mümkün olmasa da özellikle
Avrupa nüfusunun bu yıllarda yüzde 30 ila yüzde 60 oranda azaldığı
belirtiliyor.
Yaşanan
kıyım sonrası toplumda tanrının ve kilisenin sorgulanmasına sebep olan Kara
Veba salgınının dinde reformun ve hayatın pek çok alanında rönesansın
başlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu biliniyor.
4) Amerikan yerlilerinin suçiçeği
ile karşılaşması
15.
yüzyılda Avrupalılar yeni dünyayı keşfetti. Amerika kıtasındaki yerliler ile
temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri
buradaki insanlara bulaştırdılar.
Suçiçeği
hali hazırda Avrupa'nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri
Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan
yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönem yerli
nüfusun yüzde 90'ı yok oldu. Bu durum Amerika kıtasının Avrupalılarca
kolonileştirilmesini son derece kolaylaştırdı.
19.
yüzyılın başına kadar toplamda her iki Amerikan yerlisinden biri Avrupa'dan
gelen hastalıklar nedeniyle öldü.
5) Cocoliztli salgınları
16.
Yüzyılda 'Yeni İspanya' adı verilen bugünkü adıyla Meksika olan bölgede görülen
birkaç farklı hastalığın aynı dönemde oluşmasıyla yaşanmış salgın felaketi
'cocoliztli salgınları' olarak anılıyor.
Bugün
yapılan incelemeler sonucunda balıklarda bulunan salmonella bakterisi kaynaklı
olduğu düşünülen salgınların 1520 - 1576 yılları arasında toplamda 15 milyona
yakın insanı öldürdüğü, Maya uygarlığı için sonun başlangıcı olduğu ve yıllar
içerisinde günümüz Venezuela'sından Kanada'ya kadar yayıldığı sanılıyor.
6) Veba salgını
Veba salgınında Avrupa
nüfusunun üçte birinin hayatını kaybettiği düşünülüyor."ÇİN'de"
başlayıp Avrupa'ya yayılan salgında en çok kaybı ise İtalya yaşadı. Birçok
kaynağa göre, 1629-1631 yılları arasında 130 bin nüfusa sahip olan Milano'da 60
bin kişi yaşamını yitirdi.
"Vebanın bu denli hızlı
yayılmasının nedeni ise binlerce kişinin katıldığı KARNAVAL etkinliği oldu.
Ölümler bununla sınırlı değildi, salgın bir milyon kişinin yani nüfusunun yüzde
25'inin hayatını kaybetmesine neden oldu." Bir hikayeye göre İtalya'daki
gondollarının renginin siyah olması da veba salgınına dayanıyor. Salgın
sırasında insanlar tedavi amaçlı kliselere götürülürlerken gondollarla
taşınıyordu.Ancak tedavi mümkün olmadığından çoğu kişi bu gondollarda ölüyordu.
Tabii ki onca insanın kaybından sonra gondollarda yas rengi olan siyaha
boyandı.
7) Yedi farklı Kolera salgını
Uygarlık
tarihimizde yedi büyük kolera salgını yaşandı ancak bunlardan en ölümcül olanı
üçüncüsü olan ve 1852 - 1860 tarihleri arasında meydana gelen salgındı.
Koleranın başlıca sebebi içme sularının kirlenmesi ancak sebebin bu olduğu
üçüncü salgına kadar anlaşılamadı.
Uzun
dönemler boyunca insan dışkıları ve atıkları aynı zamanda içme ve pişirme için
kullanılan su kaynaklarına döküldü. Bunun büyük bir felaket haline geldiği yer
ise o tarihlerde Hindistan oldu.
Bugün bile
dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj nehri 2011'de yapılan bir
çalışmaya göre 100 mililitresinde 1,1 milyar dışkı bakterisi barındırıyor. Bu
oran içerisinde yıkanabileceğiniz en kötü suda olması kabul edilebilecek oranın
500 bin katı. Hindular bu nehirde yıkanmanın kutsal olduğuna inanıyor ve günlük
işlerinde nehir suyundan azami şekilde istifade ediyorlar. Bu nedele kolera bu
bölgede sıklıkla karşılaşılan bir hastalık türü.
Ne var ki,
19.yy'da yaşanan büyük salgın ile kolera tüm Hindistan'a oradan Afganistan'a ve
Rusya'ya yayıldı. Resmi kayıtlara göre sadece Rusya'da bile 1 milyon insanın
ölümüne neden olan salgın oradan Avrupa'ya ve Afrika'ya son olarak da
Amerika'ya ulaştı.
Kolera
bulaşan her 5 kişiden 1'inde tehlikeli derecede ishal görülüyor. Hızla tedavi
edilmezse bu kişilerden yarısı hayatını kaybediyor. Yedi kolera salgınında
toplamda ölen insan sayısı tam olarak bilinmese de bunu milyonlarla ifade etmek
mümkün.
Üçüncü
salgın ile doktorlar koleranın nedenini buldu ve o tarihten sonra içme suyunun
arıtılması ve kaynatılması gerektiği bilgisi dünyada yaygınlaştı.
8) Üçüncü Veba salgını
1855 - 1859
yılları arasında Çin'de başlayarak dünyaya yayılan ve sadece Çin'de ve Hindistan'da
bile 12 milyon insanın ölümüne neden olan bu salgına Jüstinyen Vebası ve
Avrupa'nın Kara Vebası ardından 'Üçüncü Veba' denildi.
Etkileri
bir asır kadar süren salgın Amerika kıtasına uzak doğudan gelen farelerle
taşındı. Daha önceki vebalardan farklı olarak ilerlemiş olan tıp bilimi bu
hastalığın incelenmesine ve tedavi edici ilaçlar oluşturulmasına imkan sağladı.
Bunların başında da antibiyotikler geldi.
9) Birinci Dünya Savaşı sırasındaki
Tifüs salgını
1914 - 1918
yılları arasında Tifüs bakterisini taşıyan bitlerin neden olduğu salgın savaşın
beraberinde getirdiği bir olguydu. Avrupa ve Asya'da 25 milyon kişi hastalandı
ve özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan hayatını
kaybetti. Batılı ülkeler salgına neyin neden olduğunu daha hızlı anladı ve
bitlerden kurtulmak üzere önlemler alındı. Doğu ülkeleri ise daha geç önlem
aldı ve bu nedenle dünyanın bu kısmında çok daha fazla sayıda insan hayatını
kaybetti.
10) 1918 İspanyol Gribi salgını
Birinci
Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda 500 milyon insana bulaşan H1N1 influenza
virüsü neden olduğu yüksek ateş ile dünya genelinde 50 ila 100 milyon arasında
sağlıklı insanın ölümüne neden oldu. Bu sayı birinci ve ikinci dünya
savaşlarında ölen insan sayısının toplamından kat kat daha fazladır.
Bu virüsü
diğerlerinden ayıran şey saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar
güçlüyse ateşin de o kadar yüksek meydana gelmesiydi. İspanyol Gribi tarihteki
en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti.
11) 1957 Asya Gribi salgını
Çin'de
başlayan Influenza-A virüsünün ördeklerde mutasyona uğrayarak insana geçen bir
hastalık olduğu düünülüyor. Asya Gribi olarak adlandırılan hastalık 4 milyona
yakın insanın canına mal oldu. Aynı bulunan bir aşı ile salgının önüne geçildi.
Bir yıl içerisinde 40 milyon kişi aşılandı.
Asya Gribi
kitlesel aşılanmanın önemini ve etkisini gösteren en önemli örneklerden biri
haline geldi.
12) HIV (AIDS) virüsü
20.
yüzyılın ortalarında maymunlardan insana geçtiği anlaşılan HIV virüsünün
saptanabilen ilk örneği 1959'da Kongo'da görüldü. Ne var ki, teşhisi ve adı
ancak 1980'lerde konuldu. Son 30 yılda 36 milyon insanın hayatına mal olan
virüsü kesin tedavi edebilecek bir çözüm hala bulunmuyor. Sadece önlem almak ve
hastalığa yakalandıktan sonra ömür boyu ilaç tedavisi kullanmak gerekiyor.
Umarım bu belanın getirdiği kara bulutlar en kısa sürede hem yurdumuzun, hem de tüm Dünya'nın üzerinden en kısa sürede çekilir. Güzel günlerde, yeniden hep beraber olabilmek için, virüs gidene kadar :
#EvdeKalTÜRKİYE
Etiketler:
corona,
corona virus,
coronavirus,
çin,
çin virüsü,
İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK SALGINLARI,
korona virüs,
koronavirüs,
salgın,
tarih
1 Haziran 2015 Pazartesi
Yıkılma dönemi Osmanlı'sında halkın alım gücü
1870 yılında Osmanlı ekonomisi:
1 lira 5 mecidiye, 1 mecidiye 20 kuruş, 1 kuruş 40 para.
yani:
1 lira yine 100 kuruş... ama ara ve alt birimi de var. 1 lira tam 4000 para ediyor.
1 frank 5 kuruş, bir işçi yevmiyesi 4-8 frank arası değişiyordu (dövize endekslemek o devirde de varmış demek ki)
en az kazananın 120 frank kazanmasını asgari ücretin göstergesi kabul edersek, asgari ücretli bir işçi ayda 6 lira kazanıyormuş.
bugün asgari ücret net 1000,54 lira. yani 1870 yılındaki asgari ücretli bir işçiden tam 167 kat fazla kazanıyoruz.
klasik bir deyim olan "5 para etmez" den yola çıkarsak, en ucuz ürünün 5 para olduğunu kabul edelim.
bugün en ucuz ürün olan sakız "5 para" olsun. 1 sakız 25 kuruş, 1 ekmek 1 liradan 4 sakız etsin. yani 1870 yılında 1 ekmek 20 para diyelim. 1870 yılında asgari ücretli bir işçi maaşıyla 1200 ekmek alabiliyormuş.
bugün asgari ücretli bir işçi tüm maaşıyla ekmek alsa 1000,5 ekmek alabiliyor.
bu mantıkla bakarak günümüz ekonomisiyle Osmanlı Devletinin yıkılma dönemindeki ekonomisini kıyaslarsak, berbat durumdayız. yıkılmak üzere olan ve tüm zenginliğini kaybetmiş bir devletin halkının alım gücü, kendini dünyanın süper gücü , liderini de "dünya lideri" sanan bir halkın alım gücünden daha yüksekmiş...
para birimleri tamamen gerçek, birim fiyatları ise tamamen varsayım. ama inanıyorum ki resmi kayıtlara bakılsa o dönem 1 ekmeğin fiyatının 20 paradan daha ucuz olduğunu görürüz. tam fiyatı tartışmak afakidir. önemli olan alım gücüdür ki, bu kadar yüksek tutmamıza rağmen ekonomimiz yine o döneme yenildi.
9 Mayıs 2015 Cumartesi
Kenan Evren'in emriyle idam edilenler
12 Eylül'den sonra kurulan sıkıyönetim mahkemeleri üst üste idam kararları vermeye başlarken, 1972’den beri fiilen uygulanmayan idam cezaları da hızla infaz edilmeye başlandı. Politik eylemleri nedeniyle hüküm alanların yanı sıra adi hükümlülerin infazları da gerçekleştirildi.
1980-84 yılları arasında 50 kişi idam edildi. Bunların 18’i sol, 8’i sağ görüşlü ve 23’ü de adli suçtan hükümlüydü. Ölüm cezası infaz edilenlerden biri ASALA adlı Ermeni terör örgütü mensubu Levon Ekmekçiyan idi. (Esenboğa Olayı 1982)
Yönetim, idam cezalarının infazında ısrarlıydı. Kenan Evren 3 Ekim 1984’te Muş’ta yaptığı konuşmada “Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?” diyor ve bu sözü uzun yıllar belleklerde yer ediyordu.
12 Eylül döneminde sıkıyönetim askeri mahkemelerince 517 sanığa idam cezası verildi. Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam kararlarının sayısı 124 oldu. Bunlardan, MGK’nın onayladığı ve onay sonrası hemen infazı yapılan 50’si dışındakiler için cezalar fiilen müebbet hapse dönüştü.
Ölüm cezalarının infazlarına ilişkin onama kararları,
12 Eylül 1980 - 25 Ekim1981 arası Milli Güvenlik Konseyi döneminde,
25 Ekim 1981 - 14 Ekim 1983 arası Danışma Meclisi döneminde,
6 Kasım 1983 sonrası TBMM döneminde
verilmiştir.
Türkiye'de 1984 tarihinden bu yana ölüm cezaları uygulanmıyor.
25 Ekim 1981 - 14 Ekim 1983 arası Danışma Meclisi döneminde,
6 Kasım 1983 sonrası TBMM döneminde
verilmiştir.
Türkiye'de 1984 tarihinden bu yana ölüm cezaları uygulanmıyor.
12 Eylül döneminde ölüm cezası infaz edilenler şöyle:
Adı Soyadı Tarih Yer
Necdet Adalı (sol görüşlü) 7 Ekim 1980 Ankara
Mustafa Pehlivanoğlu (sağ görüşlü) 7 Ekim 1980 Ankara
Serdar Soyergin (sol görüşlü) 25 Ekim 1980 Adana
Erdal Eren (sol görüşlü) 13 Aralık 1980 Ankara
Cevdet Karakaş (sağ görüşlü) 4 Haziran 1981 Elazığ
Veysel Güney (sol görüşlü) 10 Haziran 1981 Gaziantep
Ahmet Saner (sol görüşlü) 25 Haziran 1981 İstanbul
Kadir Tandoğan (sol görüşlü) 25 Haziran 1981 İstanbul
Mustafa Özenç (sol görüşlü) 20 Ağustos 1981 Adana
İsmet Şahin (sağ görüşlü) 20 Ağustos 1981 İstanbul
Seyit Konuk (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
İbrahim Ethem Coşkun (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
Necati Vardar (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
Fikri Arıkan (sağ görüşlü) 27 Mart 1982 Ankara
Sabri Altay (adli suçlu) 23 Nisan 1982 Adapazarı
Cengiz Baktemur (sağ görüşlü) 30 Nisan 1982 Elazığ
Şahabettin Ovalı (adli suçlu) 12 Haziran 1982 Sinop
Ednan Kavaklı (adli suçlu) 18 Haziran 1982 Ankara
Ali Bülent Orkan (sağ görüşlü) 13 Ağustos 1982 Ankara
Veli Acar (adli suçlu) 13 Ağustos 1982 Isparta
Eşref Özcan (adli suçlu) 19 Ağustos 1982 Kayseri
Halil Fevzi Uyguntürk (adi suçlu) 29 Aralık 1982 Afyon
Kazım Ergun (adli suçlu) 29 Aralık 1982 Akşehir
Muzaffer Öner (adli suçlu) 29 Aralık 1982 Amasya
Adem Özkan (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Balıkesir
Hüseyin Çaylı (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Afyon
Osman Demiroğlu (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Isparta
Ahmet Mehmet Uluğbay (adli suçlu) 22 Ocak 1983 Akşehir
Ali Aktaş (siyasi) 23 Ocak 1983 Adana
Duran Bircan (adli suçlu) 23 Ocak 1983 Denizli
Levon Ekmekçiyan (Asala) 28 Ocak 1983 Ankara
Ramazan Yukarıgöz (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Ömer Yazgan (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Erdoğan Yazgan (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Mehmet Kambur (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Ahmet Kerse (adli suçlu) 30 Ocak 1983 Gaziantep
Rıdvan Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Cavit Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Süleyman Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Fatih Laçinligil (adli suçlu) 24 Şubat 1983 Keşan
Faik Görünmez (adli suçlu) 24 Şubat 1983 Kilis
Mustafa Başaran (adli suçlu) 30 Mart 1983 Edirne
Hüseyin Üye (adli suçlu) 30 Mart 1983 Nazilli
Şener Yiğit (adli suçlu) 20 Nisan 1983 Isparta
Cafer Aksu Altıntaş (adli suçlu) 20 Nisan 1983 Ordu
Abdülaziz Kılıç (adli suçlu) 26 Mayıs 1983 Edirne
Halil Esendağ (sağ görüşlü) 5 Haziran 1983 İzmir
Selçuk Duracık (sağ görüşlü) 5 Haziran 1983 İzmir
İlyas Has (sol görüşlü) 6 Ekim 1984 İzmir
Hıdır Aslan (sol görüşlü) 24 Ekim 1984 İzmir
Necdet Adalı (sol görüşlü) 7 Ekim 1980 Ankara
Mustafa Pehlivanoğlu (sağ görüşlü) 7 Ekim 1980 Ankara
Serdar Soyergin (sol görüşlü) 25 Ekim 1980 Adana
Erdal Eren (sol görüşlü) 13 Aralık 1980 Ankara
Cevdet Karakaş (sağ görüşlü) 4 Haziran 1981 Elazığ
Veysel Güney (sol görüşlü) 10 Haziran 1981 Gaziantep
Ahmet Saner (sol görüşlü) 25 Haziran 1981 İstanbul
Kadir Tandoğan (sol görüşlü) 25 Haziran 1981 İstanbul
Mustafa Özenç (sol görüşlü) 20 Ağustos 1981 Adana
İsmet Şahin (sağ görüşlü) 20 Ağustos 1981 İstanbul
Seyit Konuk (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
İbrahim Ethem Coşkun (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
Necati Vardar (sol görüşlü) 13 Mart 1982 İzmir
Fikri Arıkan (sağ görüşlü) 27 Mart 1982 Ankara
Sabri Altay (adli suçlu) 23 Nisan 1982 Adapazarı
Cengiz Baktemur (sağ görüşlü) 30 Nisan 1982 Elazığ
Şahabettin Ovalı (adli suçlu) 12 Haziran 1982 Sinop
Ednan Kavaklı (adli suçlu) 18 Haziran 1982 Ankara
Ali Bülent Orkan (sağ görüşlü) 13 Ağustos 1982 Ankara
Veli Acar (adli suçlu) 13 Ağustos 1982 Isparta
Eşref Özcan (adli suçlu) 19 Ağustos 1982 Kayseri
Halil Fevzi Uyguntürk (adi suçlu) 29 Aralık 1982 Afyon
Kazım Ergun (adli suçlu) 29 Aralık 1982 Akşehir
Muzaffer Öner (adli suçlu) 29 Aralık 1982 Amasya
Adem Özkan (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Balıkesir
Hüseyin Çaylı (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Afyon
Osman Demiroğlu (adli suçlu) 13 Ocak 1983 Isparta
Ahmet Mehmet Uluğbay (adli suçlu) 22 Ocak 1983 Akşehir
Ali Aktaş (siyasi) 23 Ocak 1983 Adana
Duran Bircan (adli suçlu) 23 Ocak 1983 Denizli
Levon Ekmekçiyan (Asala) 28 Ocak 1983 Ankara
Ramazan Yukarıgöz (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Ömer Yazgan (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Erdoğan Yazgan (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Mehmet Kambur (sol görüşlü) 29 Ocak 1983 İzmit
Ahmet Kerse (adli suçlu) 30 Ocak 1983 Gaziantep
Rıdvan Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Cavit Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Süleyman Karaköse (adli suçlu) 5 Şubat 1983 Akşehir
Fatih Laçinligil (adli suçlu) 24 Şubat 1983 Keşan
Faik Görünmez (adli suçlu) 24 Şubat 1983 Kilis
Mustafa Başaran (adli suçlu) 30 Mart 1983 Edirne
Hüseyin Üye (adli suçlu) 30 Mart 1983 Nazilli
Şener Yiğit (adli suçlu) 20 Nisan 1983 Isparta
Cafer Aksu Altıntaş (adli suçlu) 20 Nisan 1983 Ordu
Abdülaziz Kılıç (adli suçlu) 26 Mayıs 1983 Edirne
Halil Esendağ (sağ görüşlü) 5 Haziran 1983 İzmir
Selçuk Duracık (sağ görüşlü) 5 Haziran 1983 İzmir
İlyas Has (sol görüşlü) 6 Ekim 1984 İzmir
Hıdır Aslan (sol görüşlü) 24 Ekim 1984 İzmir
İşte tüm bu idamları başlatan açıklama:
5 Haziran 2014 Perşembe
Osmanlı Padişahlarının Lakapları
Osmanlı Devletinde tüm padişahlar yaptıkları işler veya yaşadıkları olaylardan esinlenilerek halk arasında lakaplarla anılmıştır. Bunların bir kısmını hepimiz biliyoruz (Yavuz Selim, Kanuni Süleyman, Yıldırım Bayezit...vb) Hatta bazılarının lakaplarının isimlerinden daha fazla kullanılanıldıklarını görüyoruz (Fatih; gerçek adı Mehmed'dir, İstanbul'u fethettiği için Fatih lakabı takılmıştır fakat günümüzde daha çok Fatih olarak bilinir)
Peki ya hiç duymadıklarınız ? 36 padişahtan kaçını biliyorsunuz ? İşte tahta çıkış sıralarına göre tam liste :
I.Osman=Osman Gazi
Orhan Bey=Orhan Gazi
I.Murad=Murad Hüdavendigar
I.Bayezid=Yıldırım Bayezid
Sultan I.Mehmed=Çelebi Mehmed
Sultan II.Murad:=Sultan II.Murad Gazi
Sultan II.Mehmed:Fatih Sultan Mehmed
Sultan II.Bayezid:Sultan Veli II.Bayezid
Sultan I.Selim:Yavuz Sultan Selim
Sultan I.Süleyman:Kanuni Sultan Süleyman
Sultan II.Selim:Sarı Selim
Sultan III.Murad:Sultan III.Murad Gazi
Sultan III.Mehmed:Eğri Fatihi
Sultan I.Ahmed:Estergon Fatihi
Sultan I.Mustafa:Sinirli Padişah
Sultan II.Osman:Genç Osman
Sultan IV.Murad:Bağdat Fatihi
Sultan İbrahim:Deli İbrahim
Sultan IV.Mehmed:Avcı Mehmed
Sultan II.Süleyman:Belgrad Fatihi
Sultan II.Ahmed:Talihsiz Padişah
Sultan II.Mustafa:Gazi Mustafa
Sultan III.Ahmed:Lale Devri Padişahı
Sultan I.Mahmud:II.Kanuni
Sultan III.Osman:Yangıncı Padişah
Sultan III.Mustafa:İlk Yenilikçi
Sultan I.Abdülhamid:Cülusu Kaldıran Padişah
Sultan III.Selim:Nizam-Cedit'i Kuran Padişah
Sultan IV.Mustafa:Zayıf Padişah
Sultan II.Mahmud:Yeniçeri Ocağı'nı Kaldıran Padişah,
Sultan Abdülmecid:Tanzimatçı Padişah
Sultan Abdülaziz:Şehid Padişah
Sultan V.Murad:93 Günlük Padişah
Sultan II.Abdülhamid:Şefkatli Padişah
Sultan V.Mehmed Reşad:Yıkılışı Başlatan Padişah
Sultan VI.Mehmed Vahideddin:Son Padişah
Peki ya hiç duymadıklarınız ? 36 padişahtan kaçını biliyorsunuz ? İşte tahta çıkış sıralarına göre tam liste :
I.Osman=Osman Gazi
Orhan Bey=Orhan Gazi
I.Murad=Murad Hüdavendigar
I.Bayezid=Yıldırım Bayezid
Sultan I.Mehmed=Çelebi Mehmed
Sultan II.Murad:=Sultan II.Murad Gazi
Sultan II.Mehmed:Fatih Sultan Mehmed
Sultan II.Bayezid:Sultan Veli II.Bayezid
Sultan I.Selim:Yavuz Sultan Selim
Sultan I.Süleyman:Kanuni Sultan Süleyman
Sultan II.Selim:Sarı Selim
Sultan III.Murad:Sultan III.Murad Gazi
Sultan III.Mehmed:Eğri Fatihi
Sultan I.Ahmed:Estergon Fatihi
Sultan I.Mustafa:Sinirli Padişah
Sultan II.Osman:Genç Osman
Sultan IV.Murad:Bağdat Fatihi
Sultan İbrahim:Deli İbrahim
Sultan IV.Mehmed:Avcı Mehmed
Sultan II.Süleyman:Belgrad Fatihi
Sultan II.Ahmed:Talihsiz Padişah
Sultan II.Mustafa:Gazi Mustafa
Sultan III.Ahmed:Lale Devri Padişahı
Sultan I.Mahmud:II.Kanuni
Sultan III.Osman:Yangıncı Padişah
Sultan III.Mustafa:İlk Yenilikçi
Sultan I.Abdülhamid:Cülusu Kaldıran Padişah
Sultan III.Selim:Nizam-Cedit'i Kuran Padişah
Sultan IV.Mustafa:Zayıf Padişah
Sultan II.Mahmud:Yeniçeri Ocağı'nı Kaldıran Padişah,
Sultan Abdülmecid:Tanzimatçı Padişah
Sultan Abdülaziz:Şehid Padişah
Sultan V.Murad:93 Günlük Padişah
Sultan II.Abdülhamid:Şefkatli Padişah
Sultan V.Mehmed Reşad:Yıkılışı Başlatan Padişah
Sultan VI.Mehmed Vahideddin:Son Padişah
2 Mayıs 2014 Cuma
3 MAYIS TARİHİ NEDEN TÜRKÇÜLÜK GÜNÜDÜR ?
Türkçülük Günü, 3 Mayıs 1944 tarihininin anıldığı gündür.
Irkçılık-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız - Sabahattin Ali davasının 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan "Ankara Nümayışı"'nı anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır. Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.
Irkçılık-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız - Sabahattin Ali davasının 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan "Ankara Nümayışı"'nı anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır. Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.
3 Mayıs 1944 tarihli "Ankara Nümayişi''
Tarihte 3 Mayıs Olayları adıyla anılan olaylar Nihal Atsız'ın, hakkında açılan dava için Ankara'ya geldiği sırada başlamıştır. Bu tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde Nihal Atsız'a sevgilerini belirtirler. Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı'na doğru yürüyüşe geçmişler, burada İstiklâl Marşı söylemiş ve komünizm aleyhinde sloganlar atmışlardır. Kafile Ulus Meydanı'ndan sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişse de bunda başarılı olamamış, milliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddetle önlenmiştir.Bu gösterilerde tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı 165 olarak tespit edilmiştir.
Bu gösteriye kadar Türkiye'de yapılan bütün nümayişlerde hep hükümetin parmağı bulunmuştu. Alpaslan Türkeş olaylarla ilgili olarak:"Bunlar Milli Şef ve onun gözde Milli Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar Milli Şef'in müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, Eşitlik, Hürriyet, Gençlik... Bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarında hep parad palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak "yaşa" naraları kayıtsız şartsız İnönü'nün tekelinde kalmalıdır."
3 Mayıs'ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır. Milli Şef'in emriyle saldıranlara zerre kadar merhamet tanımamışlardır. Milliyetçi gençler kıyasıya dövülür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıkdan sonra polis tarafından gözaltına alınır. Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak:"3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı."
Dava, İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. 65 oturum süren davada Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Zeki Özgür Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Saim Bayrak, İsmet Rasin Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Yusuf Kadıgil, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Said Bilgiç olmak üzere toplam 23 sanık yargılanmıştır. Davadan 13 sanık beraat etmiştir ve Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal olmak üzere 10 sanık da 26 Ekim 1945'e kadar tutuklu kalmıştır. 3 Mayıs'ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane'deki Askerî Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmış ve Türk milliyetçilerinin bir geleneği Türkçülük Günü oluşmuştur.
Etiketler:
3 mayıs,
atsız,
hüseyin nihal,
türkçülük
24 Nisan 2014 Perşembe
Oğuz Kağan'ın Mührü bulundu
Günümüzden 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen “mühür” de yuvarlak ve merkezinden yukarı doğru sekizgen şekil dikkat çekiyor.Arkeologlar mührü “Gonur” adlı kral mezarından çıkardı. Yapılan kazı çalışmaları sırasında Türklerin sanat tarihi açısından önemli kalıntılara erişildi.
Kalıntılar arasında “leopar, yılan, akrep, keçi,gelincikler, laleler, kuşların kafaları ve kanatlı aslanlar gibi motiflerle süslenmiş önemli objelerde bulundu.
Uzmanlar söz konusu çalışma ile birlikte ortaya çıkarılan sanat eserlerinin, Türklerin atalarının dünya görüşü,ibadet ve hayat tarzlarının ortaya konulması bakımından oldukça önemli olduğunu belirtiyorlar.
Geçtiğimiz yıl Türkmenistan Aşkabat’taki 211 metrelik televizyon kulesinin tepesinde yer alan “Oğuz Han’ın yıldızı”dünyanın en büyük mimari görüntüsü olarak kabul edilerek Guiness rekorlar kitabında yer almıştı.
M.Ö.2000 li yıllara ait olduğu belirtilen mühür’ün “Oğuz Han’ın yıldızı” olarak günümüze kadar ulaşan sembol ile bire bir örtüşmesi, Oğuz Han’ın mührü bulundu şeklinde yorumlanıyor.
Mühür Türkmenistan Ana Ulusal Müzesinde sergilenecek.
TEH- Dış Haberler Servisi
Türkmenistan Haber Ajansları
Türkmenistan Haber Ajansları
13 Nisan 2014 Pazar
HAN İLE KAĞAN ARASINDAKİ FARK
HAN ve KAĞAN (Kagan) aynı ünvanlardır. Hunlar, Göktürkler ve bir çok oğuz boyundan olan Türk Devleti Kağan ünvanını kullanmış, Moğollarda ise Cengiz Han (KHAN) ile HAN ünvanı kullanılmaya başlanmış ve meşhur olmuştur. Yani aslında HAN sadece Moğılcadaki bir lehçe farkından ibarettir.
Emir Timur
HAN ünvanı yalnızca Cengiz Han'ın soyundan gelenlere verilebilirdi. Bu yüzden Cengiz'in soyundan olmayan Timur başa geldiğinde, Emir Timur ünvanını kullanmıştır. Osmanlıda ise Sultan Mehmed İstanbul'un fethi ile önce Fatih ünvanını kazanmış , sonrasında Kırım Hanlığını fethedince "YENİ KIRIM HANI" olduğu için HAN ünvanı da eklenmiştir.
Fatih Sultan Mehmed Han
Böylece Osmanlı padişahları artık SULTAN HAN olarak anılmaya başlamıştır. Bkz: Kanuni Sultan Süleyman Han , Yavuz Sultan Selim Han...vb
Kırım'ın Osmanlı'nın elinden çıkmasından sonra ise HAN ünvanı kullanılmamıştır. HAN ünvanını son kullanan Osmanlı Padişahı Sultan I. Abdülhamit Han'dır... Halk arasında ağız alışkanlığından dolayı kullanılsa da resmi yazışmalarda bir daha hiç geçmemiştir....
Sultan I. Abdülhamit
12 Nisan 2014 Cumartesi
Eski Türk Burcunuzu öğrenin
Karaçay Türkleri’nden araştırmacı Sofi Tram-Semen, 20 yıllık çalışma sonucunda yüzlerce yıl önce Nart-Karaçaylar’a ait 36 burçluk sistemi belirledi. "Ben kesinlikle ne astrologum, ne falcıyım, ne de büyücüyüm. Sadece bu kültürde bulunan öğeleri ortaya koymaya çalıştım” diyen araştırmacı Tram-Semen, babası Karaçay’ın halk şairi İsmail Semenov’un başladığı çalışmayı sürdürerek kaleme aldığı “Türk Astrolojisi” adlı dört ciltlik kitapta, eski Türk burç sistemini ortaya koydu. Nart boyu Hunlar-Karaçaylar’ın eski astrolojisinde 36 burçlu yıldız çizelgesi, 12 gezegen ve 36 yıldız grubunun bulunduğunu ifade eden Tram-Semen, NTV'ye şunları söyledi: “Bu bilgilerin Hun halkının bir bölümünde korunması, milattan önce Hunlar’da bu ilmin gelişmiş olduğunu ispatlamaktadır. Hatta bu hayvan yıllarıyla ilgili şakalar bile bugün hala korunmakta, zaman zaman dile getirilmektedir” dedi.
“Türk Astrolojisi” adlı kitaba göre bu 36 burç ve bazı genel özellikleri ise şöyle:
* Toruk (21-31 Mart): İdare sahibi, gururlu, lider, işini hayatı gibi sever, yönetici.
* Hımmıy (1-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcı, hayallerinin gerçekleşmesi için ömür boyu çalışır.
* Huttus (11-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, şerefli, adaletli, yönetici, kıskanç, önde olmayı seven.
* Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, duygusal, kırgın, yaratıcı. İyimserlik ve karamsarlık aynı anda gözlenir.
* Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezi yeteneği olan, dayanıklı, çocuk ruhlu, sadık, temiz kalpli.
* Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, devamlı bilgi isteyen, aşkta şahane, önder, kahraman.
* Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, temiz ahlaklı, idealist, söz, yazı ve fikirde önder, çok taraflı, yetenekli.
* Küylü (1-10 Haziran): Düzeni sever, gururlu, kaderci, planlı, ağzı sıkı, yalanı ve ihaneti kabul etmez.
* Kuşmuş (11-21 Haziran): mantıklı, parlak, iyimser, gösterişçi, eleştirel, kaderci, mistik konulara meraklı, sanat ve edebiyata ilgi duyar.
* Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, intikamcı, yetenekli, önsezisi kuvvetli, yaratıcı.
* Kuşdüger (1-11 Temmuz): Duygularını mantıktan önde tutan, çocuk ruhlu, dengesiz, tembel, kararsız, karamsar, yetenekli.
* Gondaray (12-22 Temmuz): Hayalci, hafızası kuvvetli, geçmişe özlem duyan, his dünyası zengin, dürüst, müziği ve siyaseti seven.
* Ötgür (23-31 Temmuz): Gururlu, zeki, maddi problemleri büyüten, çekici.
* Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, dedikoducu, önder, bir numara olmayı seven, maceracı.
* Künlü (13-23 Ağustos): Duygusal, hassas, gururlu, maceracı.
* Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Ekonomi, sanat ve edebiyata yetenekli, dürüst, insancıl, yaratıcı, otoriter.
* Atçak (2-13 Eylül): Fiziği düzgün, iyimser, depresyona yatkın, iradeli, şanslı, gururlu, hassas, gelenekçi.
* Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, sert, zeki, duygusal, aşk hayatında utangaç, çekingen, yazarlığa yatkın.
* Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk ve vicdan sahibi, dürüst, kompleksli, gösterişçi, hayalci, dekoratörlüğe ve dikişe meraklı.
* Ban (4-12 Ekim): Duygusal, düzenli, enerji, kaderci, hümanist.
* Cemiş (13-23 Ekim): İyimser, dürüst, ahlaklı, mantıklı, eleştirel, altıncı hissi kuvvetli, şanslı, önder, filozof.
* Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, muammalı ruhlu, iki kutuplu, cesur, gaddar, mükemmel arkadaş, çekici, önder.
* Hırtlı (2-12 Kasım): Kararlı, gururlu, savaşçı, spora ve sanata düşkün.
* Tutamış (13-22 Kasım): Muhafazakar, fedakar, idealist, çapkın, çift karakterli, pragmatik.
* Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilime meraklı, dengeli, hoşgörülü.
* Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, düşüncesiz, kararlı, anlaşılmaz, nazik, hassas, gururlu, kıskanç.
* Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü karakterli, endişeli, şüpheli, şanslı, emir vermeyi seven, hareketli, tutumlu, gaddar.
* Tutar (22 Aralık-1 Ocak): İradeli, çalışkan, kahraman. Arkadaşı az olur, zaman zaman yersiz küser, hayatının son kısmında rahat eder.
* Beçel (2-12 Ocak): Kırgın, kızgın, ısrarlı, öfkeli, intikamcı, karamsar.
* Pırsıuay (13-20 Ocak): Mantıklı, eleştirel, tartışmayı seven, duygusal, sadık, özgür düşünceli, gururlu. Uzun yaşar.
* Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.
* Cantay (2-10 Şubat): Titiz, realist, estetiğe meraklı, astronomiye ilgili, yenilikleri sever, kimi zaman hareketli, kimi zaman rahatına düşkündür.
* Ergür (11-18 Şubat): Duygusal, hayalci, önder, ufku açık, mistik konulara meraklı, karamsar, yaratıcı.
* Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, dengesiz, çekici, kararsız, aşk hayatı hareketli, kurnaz, nazik, duygusal.
* Cannan (1-9 Mart): İyi yürekli, baskıcı, tatlı dilli, zarif, idealist, otoriter, hüzünlü, hayalci.
* Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, gururlu, sanatçı, özgür, depresyona ve sinir hastalıklarına yatkın.
DENİZ GEZMİŞİN İDAMINI ONAYLAYAN BAŞBAKAN VE CUMHUR BAŞKANI KİM ? VE CU
GEÇMİŞTEKİ ŞAİBELİ SEÇİMLER VE SONUÇLARI
ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE AGAMEMNON ZIRHLISI
“Türk Astrolojisi” adlı kitaba göre bu 36 burç ve bazı genel özellikleri ise şöyle:
* Toruk (21-31 Mart): İdare sahibi, gururlu, lider, işini hayatı gibi sever, yönetici.
* Hımmıy (1-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcı, hayallerinin gerçekleşmesi için ömür boyu çalışır.
* Huttus (11-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, şerefli, adaletli, yönetici, kıskanç, önde olmayı seven.
* Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, duygusal, kırgın, yaratıcı. İyimserlik ve karamsarlık aynı anda gözlenir.
* Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezi yeteneği olan, dayanıklı, çocuk ruhlu, sadık, temiz kalpli.
* Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, devamlı bilgi isteyen, aşkta şahane, önder, kahraman.
* Çamay (22-31 Mayıs): Fantezisi zengin, temiz ahlaklı, idealist, söz, yazı ve fikirde önder, çok taraflı, yetenekli.
* Küylü (1-10 Haziran): Düzeni sever, gururlu, kaderci, planlı, ağzı sıkı, yalanı ve ihaneti kabul etmez.
* Kuşmuş (11-21 Haziran): mantıklı, parlak, iyimser, gösterişçi, eleştirel, kaderci, mistik konulara meraklı, sanat ve edebiyata ilgi duyar.
* Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, intikamcı, yetenekli, önsezisi kuvvetli, yaratıcı.
* Kuşdüger (1-11 Temmuz): Duygularını mantıktan önde tutan, çocuk ruhlu, dengesiz, tembel, kararsız, karamsar, yetenekli.
* Gondaray (12-22 Temmuz): Hayalci, hafızası kuvvetli, geçmişe özlem duyan, his dünyası zengin, dürüst, müziği ve siyaseti seven.
* Ötgür (23-31 Temmuz): Gururlu, zeki, maddi problemleri büyüten, çekici.
* Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, dedikoducu, önder, bir numara olmayı seven, maceracı.
* Künlü (13-23 Ağustos): Duygusal, hassas, gururlu, maceracı.
* Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Ekonomi, sanat ve edebiyata yetenekli, dürüst, insancıl, yaratıcı, otoriter.
* Atçak (2-13 Eylül): Fiziği düzgün, iyimser, depresyona yatkın, iradeli, şanslı, gururlu, hassas, gelenekçi.
* Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, sert, zeki, duygusal, aşk hayatında utangaç, çekingen, yazarlığa yatkın.
* Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk ve vicdan sahibi, dürüst, kompleksli, gösterişçi, hayalci, dekoratörlüğe ve dikişe meraklı.
* Ban (4-12 Ekim): Duygusal, düzenli, enerji, kaderci, hümanist.
* Cemiş (13-23 Ekim): İyimser, dürüst, ahlaklı, mantıklı, eleştirel, altıncı hissi kuvvetli, şanslı, önder, filozof.
* Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, muammalı ruhlu, iki kutuplu, cesur, gaddar, mükemmel arkadaş, çekici, önder.
* Hırtlı (2-12 Kasım): Kararlı, gururlu, savaşçı, spora ve sanata düşkün.
* Tutamış (13-22 Kasım): Muhafazakar, fedakar, idealist, çapkın, çift karakterli, pragmatik.
* Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilime meraklı, dengeli, hoşgörülü.
* Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, düşüncesiz, kararlı, anlaşılmaz, nazik, hassas, gururlu, kıskanç.
* Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü karakterli, endişeli, şüpheli, şanslı, emir vermeyi seven, hareketli, tutumlu, gaddar.
* Tutar (22 Aralık-1 Ocak): İradeli, çalışkan, kahraman. Arkadaşı az olur, zaman zaman yersiz küser, hayatının son kısmında rahat eder.
* Beçel (2-12 Ocak): Kırgın, kızgın, ısrarlı, öfkeli, intikamcı, karamsar.
* Pırsıuay (13-20 Ocak): Mantıklı, eleştirel, tartışmayı seven, duygusal, sadık, özgür düşünceli, gururlu. Uzun yaşar.
* Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.
* Cantay (2-10 Şubat): Titiz, realist, estetiğe meraklı, astronomiye ilgili, yenilikleri sever, kimi zaman hareketli, kimi zaman rahatına düşkündür.
* Ergür (11-18 Şubat): Duygusal, hayalci, önder, ufku açık, mistik konulara meraklı, karamsar, yaratıcı.
* Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, dengesiz, çekici, kararsız, aşk hayatı hareketli, kurnaz, nazik, duygusal.
* Cannan (1-9 Mart): İyi yürekli, baskıcı, tatlı dilli, zarif, idealist, otoriter, hüzünlü, hayalci.
* Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, gururlu, sanatçı, özgür, depresyona ve sinir hastalıklarına yatkın.
DENİZ GEZMİŞİN İDAMINI ONAYLAYAN BAŞBAKAN VE CUMHUR BAŞKANI KİM ? VE CU
GEÇMİŞTEKİ ŞAİBELİ SEÇİMLER VE SONUÇLARI
ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE AGAMEMNON ZIRHLISI
11 Nisan 2014 Cuma
ZINDIK NEDİR ? GÜNÜMÜZDEKİ ZINDIKLAR
İslam tarihinde zındık olarak geçen bir kesim vardır. Zındıklar özellikle Abbasi halifesi Mehdi zamanında büyük cezalara çarptırılmışlardır. Peki nedir bu zındık? Kime zındık denir ?
İlk olarak zerdüştlükten türemiştir. Zerdüştlüğün kitabı olan Avesta'dan ayrılarak, onun tefsiri olan kitaba (Zend) dönenlere "Zandıki" denilmiş ve zındık kelimesi buradan türemiştir.
İslam dininde bir diğer terim ise münafık'tır. Münafık ; müslüman olmamasına rağmen "Ben müslümanım" diyerek müslümanları kandıran kişiye denir. Hz. Muhammed miraca gdişinin ardından cemaatine cehennemi anlatıren "cehennemin 7 kat olduğunu, her bir katta farklı azaplar bulunduğunu, aşağı indikçe şiddetin arttığı ve en alt katta en büyük azabın bulunduğunu, en alt katın yalnızca münafıkların gireceği ve asla çıkamayacağı, kafirlerin dahi oraya girecek kadar günah işleyemeyeceğini" söylemiştir.
İslamiyette zındık "müslümanlığa aykırı işler yaptığı halde müslüman gibi görünene- görünmeye çalışan kişiler"e verilen sıfattır.
Müslümanlık dininde Allah önce kendi kanınızdan olanlara yardım etmeyi emreder. Dine göre hiç bir ırk üstün değildir, hepsine eşit yaklaşılması gerekir. Ayrıca hırsızlık, yalancılık ve çevreye zarar verecek her türlü davranış kesinlikle yasaklanmıştır. Öyle ki müslümanlara inen emirde Allah açık bir ifade ile "Karşıma neyle gelirseniz gelin, kul hakkıyla gelmeyin" buyurmuştur. Günümüzde ise müslüman liderlerin bu emirlere pek uyduklarını söyleyemeyiz. Bir çok islam ülkesi komşularıyla soğuk savaş halinde ve aynı soydan geldiği (kan bağı olan) devletleri ezmek niyetinde.
Son bir kaç gündür aynı haber sosyal medyada yankı bulmakta. Araplara yağ çekerek müslüman olduğunu kanıtlama çabasında olan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Suriyeli yüz binlerce mülteciye kucak açarken, Çin zulmünden kaçan 35 Uygur Türk'ü 17 gündür hiç bir girişimde bulunmamıştır.
İslam kurallarına göre bu durumun değerlendirmesini yapmak gerekirse:
1) Kendi kanından olanlara yardım etmeyip yabancıya yardım etmek islam dininde büyük günahtır. Kan bağımız olan Uygurlara yardım etmeyip pis araplara kucak açanların müslüman olduğunu iddia etmesi zordur. Çünkü islamın kurallarının en büyüklerinden birini çiğnemektedirler.
2) Yardıma muhtaç soydaşların ve hatta kendi ülkenin vatandaşları varken arap köpeklerine yardım etmek; kendi soydaşları idam edilmek üzere istenirken ses çıkartmayıp Mısır'daki idam mahkumları için kendini yırtmak "Bakın biz ne kadar müslümanız, biz öyle müslümanız ki daha müslümanı yok, bize inanmanız gerek" demekten başka bir şey değildir.
Bu 2 maddeden yola çıkacak olursak, bahsettiğimiz kişilere islam dininde "zındık" değil ancak "münafık" denilebilir.
Türkler tarih boyunca bir çok badire atlatmış, uzun savaşlar sonunda hepsini atlaşmıştır.
İstiklal marşımızın yazarı büyük şair Mehmet Akif Ersoy şöyle demiştir:
"Tarih, tekerrürden ibarettir; şayet tarih bilmezsen !"
Göktürk devleti kağanı Bilge Kağan böyle durumları yaşamış olan milletinden ders alınması gerektiğini anlatmış, gelecek nesillere şöyle seslenmiştir:
"Türk Oğuz Beyleri, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer denizi delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir?
Ey Türk ulusu! Kendine dön."
Tengri Türkü korusun ve yüceltsin !!!
9 Nisan 2014 Çarşamba
Çanakkale Savaşları ve Agamemnon zırhlısı
İşte Mondoros Ateşkes Antlaşmasıyla ülkemizin tam tabiri ile teslim alındığı o uğursuz gemi... Adı : AGAMEMNON. Peki neden bu gemi? Neden bir bina değil de bir gemi ?
Mondoros'un Agamemnon'da imzalanmasında aslında siyasi oyunlar var... Agamemnon Truva'yı fetheden Yunan komutanıdır, izleyenler bilir, hani filmde Aşil'in "Sen benim kralım değilsin" diye atarlandığı Brian Cox'un canlandrdığı karakter...
İngilizler ve Fransızlar, o dönem yeni keşfedilmiş olan Truva antik kentini orduya asker toplamak için reklam olarak kullandılar. Bugünkü gibi filmler falan olmadığı için insanlar kitap okuyorlardı ve Truvanın bulunmasının etkisiyle dönemin en gözde kitabı İlyada olmuştu. Okumayan, Truva'nın hikayesini öğrenmeyen kalmamıştı neredeyse... "Orduya Akhilleuslar aranıyor" "Truvayı fethedecek yeni kahraman olun, adınız Akhilleusla birlikte anılsın" gibi propagandalar yapılarak orduya asker toplandı.
Eski Yunan'dan kalma bir Agamemnon büstü
Bu kadar emin tavırlardan sonra İngilizler daha önce hiç savaşmadıkları ve araplar gibi kolay yeneceklerini düşündükleri Türkleri görünce afalladılar. Aylarca süren savaşlar sonunda geri çekilme noktasına gelmek üzereydiler fakat çekilemezlerdi, çünkü çok şehit vermişlerdi ve halk zafer bekliyordu... Ama şansları yaver gitti, farklı cephelerde savaşan Osmanlı daha fazla dayanamadı, Almanlar yenilince müttefiki olarak yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı ve antlaşma imzalanmasına karar verildi.
Her savaşın sonunda büyük antlaşmadan önce ateşkes antlaşması imzalanır. Antlaşma için Çanakkaleye yakın olan ve Yunanistan himayesinde bulunan Limni adasının Mondoros limanı seçildi... Limana getirilen Agamemnon gemisinde Osmanlı Çanakkalede mağlup olduğunu kabullenmiş oldu. İngilizler "Agamemnon Truvayı bir kez daha fethetti" diyerek bu zaferlerini halka duyurdular ve savaşa en başta yaptıkları propagandalarla uyuşan, "Hani Akhilleus olcaktık?" sorularına cevap niteliğinde bir nokta koydular... Ama bu sadece I. Dünya Savaşıydı, ya sonra ? Sonrası mı ? Biz de cevap niteliğinde bir fotoğrafla koyalım noktamızı öyleyse...
Mondoros'un Agamemnon'da imzalanmasında aslında siyasi oyunlar var... Agamemnon Truva'yı fetheden Yunan komutanıdır, izleyenler bilir, hani filmde Aşil'in "Sen benim kralım değilsin" diye atarlandığı Brian Cox'un canlandrdığı karakter...
İngilizler ve Fransızlar, o dönem yeni keşfedilmiş olan Truva antik kentini orduya asker toplamak için reklam olarak kullandılar. Bugünkü gibi filmler falan olmadığı için insanlar kitap okuyorlardı ve Truvanın bulunmasının etkisiyle dönemin en gözde kitabı İlyada olmuştu. Okumayan, Truva'nın hikayesini öğrenmeyen kalmamıştı neredeyse... "Orduya Akhilleuslar aranıyor" "Truvayı fethedecek yeni kahraman olun, adınız Akhilleusla birlikte anılsın" gibi propagandalar yapılarak orduya asker toplandı.
Eski Yunan'dan kalma bir Agamemnon büstü
Bu kadar emin tavırlardan sonra İngilizler daha önce hiç savaşmadıkları ve araplar gibi kolay yeneceklerini düşündükleri Türkleri görünce afalladılar. Aylarca süren savaşlar sonunda geri çekilme noktasına gelmek üzereydiler fakat çekilemezlerdi, çünkü çok şehit vermişlerdi ve halk zafer bekliyordu... Ama şansları yaver gitti, farklı cephelerde savaşan Osmanlı daha fazla dayanamadı, Almanlar yenilince müttefiki olarak yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı ve antlaşma imzalanmasına karar verildi.
Her savaşın sonunda büyük antlaşmadan önce ateşkes antlaşması imzalanır. Antlaşma için Çanakkaleye yakın olan ve Yunanistan himayesinde bulunan Limni adasının Mondoros limanı seçildi... Limana getirilen Agamemnon gemisinde Osmanlı Çanakkalede mağlup olduğunu kabullenmiş oldu. İngilizler "Agamemnon Truvayı bir kez daha fethetti" diyerek bu zaferlerini halka duyurdular ve savaşa en başta yaptıkları propagandalarla uyuşan, "Hani Akhilleus olcaktık?" sorularına cevap niteliğinde bir nokta koydular... Ama bu sadece I. Dünya Savaşıydı, ya sonra ? Sonrası mı ? Biz de cevap niteliğinde bir fotoğrafla koyalım noktamızı öyleyse...
8 Nisan 2014 Salı
DENİZ GEZMİŞ'İN İDAM KARARINI ONAYLAYAN BAŞBAKAN VE CUMHURBAŞKANI KİM ?
Neden idam edildiğini iyi kötü herkes biliyor, nasıl idam edildiklerini de... Ama "İdamını onaylayan Dönemin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı kimlerdi diye sorsak eminim sorulan kişilerin %90ından fazlası doğru cevap veremeyecektir.
Tarih hep böyledir, zulmü, adaletsizliğe baş kaldırdıktan sonra yakalanarak hapislerde çürüyen veya idam edilenler hep kahraman olmuş, onları bu cezalara mahkum edenler ise unutulmuştur. Genelde az çok tarih bilgisi olanlar "İsmet inönü'dür" diye akıl yürütürler ama cevap bu değil... Kimisi de 12 Mart'tan yola çıkarak "Darbe yönetimi astırdı" der ama o dönemde darbe olmamıştı, yalnızca ordu hükümete muhtıra vermişti.
1971 yılı Mart ayı Türkiye Cumhuriyeti tarihi için önemli olayların olduğu bir aydı. 9 mart 1971 sabahı Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun içinde bulunduğu gizli askeri cuntanın Darbe için karar kıldığı gündü.Fakat cunta içine sızmış olan Mahir Kaynak'ın taşıdığı bilgiler vasıtasıyla Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç duruma el koydu ve olaya karışanlardan orgeneral rütbesinden aşağı rütbede olanlar emekliye sevkedilmeye zorlandı. Böylece darbe girişimi başarısız oldu. Fakat ülkede anarşi ve kardeş kanı durmuyor, hükümet duruma kayıtsız kalıyordu. Gidişata dur demek için Genel Kurmay Başkan Memduh Tağmaç , Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler , Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu imzalı muhtıra hükümete iletildi. Sonuç olarak hükümet dağıtılmamış, fakat parlemento içerisinden bağımsız bir adayın başbakan olması emri verilmiş, yapılan oylamada CHP Kocaeli millet vekili Nihat Erim ismi üzerinde karar kılınmış, kendisi CHPden istifa ederek bağımsız başbakan olarak 26 Mart günü göreve başlamış ve 1973 seçimleriyle yerini Bülent Ecevit'e bırakana kadar Partiler Üstü Reform Hükümetine başkanlık etmiştir.
Tam bu dönemde İsrail Başkonsolosu'nun kaçırılıp öldürümesi üzerine ordu tarafından Balyoz Harekatı yapılmış, 16 Mart günü Deniz Gezmiş yakalanmıştı. Ankara sıkıyönetim komutanlığın 1 Nolu mahkemesinde sürdürülen dava 9ekim 1971 günü sonuçlandı ve Deniz ve arkadaşları idama mahkum edildi.
Dönemin anayasası gereği idam cezaları parlemento tarafından onaylanmalıydı. Bu yüzden 10 Mart 1972 günü TBMM de oylamaya sunulmuştu. İlk oylamaya Türkeş ve Erbakan gibi önemli isimler katılmamışlardı.
Sol görüşe karşı olan bu isimlerden Alparslan Türkeş "İdam sol hareketi sindirmez, aksine heyecan vererek büsbütün tahrik edeceğini" söyleyerek oylamaya katılmadığını belirtmişti. İlk oylamada 238 kabul 53 ret oyu gelmişti. Ancak CHP anayasa mahkemesine idamların esas ve usul yönünden iptali için başvurdu ve Anayasa Mahkemesi itirazı kabul etti. Böylece teklif yeniden meclisin oylamasına sunuldu.
24 Nisan 1972 günü yapılan 2inci oylamaya 450 üyeli meclisten 323 üye katıldı. 273 üye evet, 48 üye ret, 2 üye ise çekimser oy kullandı.118 üye oylamaya katılmadı, 9 koltuk boş kaldı.
İkinci oylamaya katılan Alparslan Türkeş "EVET" oyu kullanarak idama onay verenler arasına adını yazdırdı. Adalet Partisi genel başkanı Süleyman Demirel'de "EVET" oyu kullanarak aynı listeye girmişti. CHP li iki efsane İsmet İnönü ve Bülent Ecevit ise "HAYIR" oyu kullanmışlardı. İnönü "Siyasi suçlar idam ile cezalandırılmamalıdır" diyerek en başından beri karşı olduğunu belirtmişti. 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay çıkan sonuç üzerine idamları onaylayarak son sözü söylemişti. Böylece Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 günü gece 01:00-03:00 arasında asılarak idam edilmişlerdi.
İdama EVET oyu verenlerden bazı önemli isimler
Süleyman Demirel, İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Sadettin Bilgiç, Ali İhsan Göğüş, İnönü’nün torunu CHP milletvekili Gülsüm Bilgehan’ın kayınpederi Adalet Partili Cihat Bilgehan, AK Parti Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun amcası Abdüllatif Ensarioğlu, Turhan Feyzioğlu, Kemal Satır, İsmail Arar, Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün ağabeyi Abdürrahim Türk, CHP Milletvekili Faik Öztrak’ın babası Orhan Öztrak, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in babaları Turhan Bilgin, Ferruh Bozbeyli.
İdama HAYIR oyu veren bazı önemli isimler ise şöyledir
İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Mehmet Ali Aybar, Necdet Uğur, Kamil Kırıkoğlu, Nermin Neftçi, Celal Kargılı
Oylamaya katılmayan önemli isimler ise şunlardır
Necmettin Erbakan, Osman Bölükbaşı, Doğu Perinçek’in babası Sadık Perinçek, Anayasa Mahkemesi Üyesi Osman Paksüt’ün babası Emin Paksüt, eski DİSK Başkanı Abdullah Baştürk, Mustafa Timisi, Hüdai Oral, gazeteci Orhan Birgit
Oylamada EVET, HAYIR oyları kullananlar ve katılmayanların tablosuna baktışımızda bugün neredeyse hepsinin evlatlarının veya akrabalarının şu an ki hükümette bulunduğunu görebiliriz. Sizce bu bir tesadüf mü, yoksa saltanat gerçekten kalkmadı mı ?
GEÇMİŞTEKİ ŞAİBELİ SEÇİMLER VESONUÇLARI
ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE AGAMEMNON ZIRHLISI
Paylaşımdan yıllar sonra yorumları görünce dip not ekleme zorunluluğu hissettim:
"Hükümet", iktidar, muhalefet....vs vs gibi basit terimlerin anlamlarını dahi bilmeyenler; lütfen siyasi görüş belirtmeyiniz... Bilgisi olmadığı konularda fikir sahibi olmak yalnızca aptallara mahsustur....
Etiketler:
deniz gezmiş,
hüseyin inan,
idam,
yusuf aslan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























